Perdeden

The Giver ~ Seçilmiş

Amerikalı yazar Lois Lowry’nin, The Giver Quartet dörtlemesinin ilk kitabı olan The Giver’dan, aynı adla uyarlanan film, Amerika’da ağustos ayında, ülkemizde ise 10 Ekim’de vizyona girdi. Kitabı henüz okumamış olmakla birlikte, metnin kayba uğradığını düşündüğüm yerler oldu filmi izlerken.

Deneyimli oyuncu kadrosu dikkat çekiyor. Jeff Bridges ki izlemesi hep keyiflidir, keza Meryl Streep de öyle. Katie Holmes’un yanı sıra True Blood’ın naif kötü vampiri Alexander Skarsgård, çizdikleri ebeveyn portrelerinde oldukça başarılılar. Genç ekibi canlandıran isimler ise The Malecifent’ın prensi Brenton Thwaites, The Shameless’tan Cameron Monaghan ile Odeya Rush ve Emma Tremblay. Kalabalık afişte Taylor Swift’in bulunduğunu da not edelim burada. Yönetmen koltuğunda ise portföyünde Salt (Ajan Salt), The Bone Collector (Kemik Koleksiyoncusu), Patriot Games (Tehlikeli Oyunlar), The Saint (Aziz) filmleri de bulunan Phillip Noyce var.

Konusuna gelince: “Dünyanın düzeni yaşanan bir koas sonrası tamamen değişmiştir. Uygarlık tarihi ile tamamen bağları kopartılmış yeni nesiller yetiştirmek için, ‘Yaşlılar’ adı verilen bir grup yeryüzündeki renk, din, düşünce gibi farklılığı tanımlayacak tüm sıfatları ortadan kaldırırlar. Artık dünya sadece siyah ve beyazdır; dümdüz, denizler, dağlar, engeller yoktur. Sadece güneşin açtığı tek tip iklim vardır. İnsanların aile bireyleri dışında birbirlerine dokunmaları, yalan söylemeleri, dili yanlış kullanmaları ve sınırlar dışına çıkmaları yasaktır. Dahası hiç kimsenin duyguları, hissiyatları ve anıları yoktur. Böyle bir düzen içerisinde ergenliğini tamamlayıp, yaşıtları gibi hayatta kendisine verilecek görevi bekleyen Jonas, ummadığı bir sürprizle karşılaşacaktır.” Ailenin ‘aile birimi’ olarak adlandırıldığı, ebeveynlerin de birbirleri tarafından bile ‘Anne’ ve ‘Baba’ olarak seslenildiği iki dipnotu sözü edilen düzen hakkında size ipucu verecektir.

İnsanoğlu acımasız, vahşi, hesapçı ve bir o kadar da sevgi dolu, neşeli ve şefkatli. Jonas’la birlikte çıkılan yolculuk sarsıcı.

Filmin akışı sırasında zaman zaman Hunger Games (Açlık Oyunları) ile Divergent’ı anımsadığımız, esinlenme olup olmadığını merak ettiğimiz sahneler oldu. Ancak hemen belirteyim ki söz konusu kitabın yayın tarihi 1993. Tabii yönetmenin ve senaryo ekibinin kitabı ne kadar yansıttıklarını bilmiyorum. Yazar değil de belki onlar esinlenmiştir.
Edindiğimiz filtreler vb. nedeniyle hislerimizde farklılık var gibi görünse de özde duygularımız aynı. Sevince de acı çekince de. Kavramlarla çizdiğimiz çerçeveler yetmez gibi bir de bunların içini gereksizce doldurup kalınlaştırarak duvarlar örüyoruz aramıza.

Hikayenin en dikkat çekici karakterlerinden biri de Gabriel. Başmeleklerden birinin ismidir ve haberci, öncü olarak bilinir. (Cebrail) Dörtlemenin son kitabı bu karakterle ilgili olduğuna göre, devam filmlerinin çekilmesi durumunda güzel bir kurgu bizi bekler diye düşünüyorum.

Filmi izlerken bazı yanıtlar bulacağınız, yeni sorular edileceğiniz, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız ve umudu yeşerteceğiniz konusunda size temin edebilirim.

Oyunculukları, müziği, ışığıyla güzel bir film. Türkiye box office listesinde an itibariyle 12. sırada. Vizyondan kalkmadan görün. Benim gibi arşive ekleyeceğinizi sanıyorum.

Pınar Elif Karabal
Masalların Pino’su

25 Ekim 2014

Sevgiyi Yayalım

error: Content is protected !!